Şeftali, kayısı, kiraz, nektarin, erik ve diğerleri yaprak döken ağaçlardır ve “sert çekirdekli meyveler” ailesinin üyeleridir. Soğuk kışların olduğu, ancak ılık ve kurak yazların olduğu bölgelerde daha iyi büyürler, nötr ila hafif asidik pH ile organik madde bakımından zengin, derin, iyi drene edilmiş toprakları tercih ederler. Dengeli bir gübreleme programı, bitkilerin ihtiyaç duyduğu tüm besinleri hesaba katmalı ve girdileri optimize etmeyi, verimi artırmayı ve kaliteyi iyileştirmeyi hedeflemelidir; aynı zamanda çevreyi, toprak verimliliğini ve mahsulün sürdürülebilirliği korunmalıdır.

Buzdolabına ne konmaz?

Bazı meyveler hemen buzdolabına konmalıdır, bazısı karanlıkta beklemeli bazısı da oda sıcaklığında tutulmalıdır.Tazeliklerini korumak için yiyeceklerin çoğunu buzdolabında saklamaya alışkınız.


Ancak her besini buzdolabında saklamak doğru değil. Kayısı, armut, avokado, muz, kivi, kavun, nektarin, şeftali, hurma, ananas, erik, ayva oda sıcaklığında bırakılırsa olgunlaşmaya devam eder. Tamamen olgunlaştıklarında buzdolabında saklanabilirler. (muzların kabukları kararsa da meyve bozulmaz)

Ekmeği, yeşil fasulyeyi, kahveyi buzdolabında saklıyorsanız hata yapıyorsunuz! Doğru saklanmayan yiyecekler çok kısa bir süre sonra çöpe gider. Çabuk bozulan, küflenen, tazeliğini yitiren yiyecekleri korumanın yolu ise oldukça basit: Doğru yerde saklama.

Patates

Patatesleri buzdolabına koymak tadının kaçırmasına neden olur. Bu yüzden patateslerinizi buzdolabına koymak yerine serin bir yerde saklayın. Patates düşük ısıda bekletildiğinde şekere dönüşür. Bu nedenle lezzetlerini kaybederek ağızda şekerli bir tat bırakır. Ayrıca lifli yapısı kaybolunca yumuşar.

Domates

Soğuk hava olgunlaşma sürecini durdurduğundan buzdolabı, domatesler için iyi bir saklama alanı değildir. Domatesler kilerinizde veya oda sıcaklığında saklanır. Domatesleri buzdolabında sakladığınızda dokusu bozulur ve lezzetinin bir kısmını kaybeder.

Sarımsak ve soğan

Sarımsak ve kuru soğan kabukluysa oda sıcaklığında muhafaza edilmelidir. Patates, soğanların filizlenmesine neden olabilecek etilen yaydığından patateslerden ayrı saklayın. Sarımsakların ve soğanların en iyi arkadaşı, karanlıktır. Geniş, ışıksız bir alanınız mevcut değilse, hava geçişi için birkaç delik açtığınız kâğıt torbalar içerisinde saklayabilirsiniz. Bu şekilde soğan ve sarımsakları istediğiniz her yerde depolayabilir ve aynı zamanda da karanlık ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz.

Çikolata

Çikolata düşük ısıda lezzetini kaybeder. Siz de dolapta tuttuğunuzda çikolatanın üzerinde beyaz bir tabaka görmüşsünüzdür mutlaka... Ayrıca, hızlı bir şekilde kokuları emer. Bu nedenle çikolatadan dolapta muhafaza ettiğiniz başka yiyeceklerin tadını alabilirsiniz.

Patlıcan

Patlıcan soğuğa karşı oldukça hassastır. Buzdolabında saklanan patlıcan yumuşar, bu yüzden onları oda sıcaklığında tutmak daha doğrudur. Patlıcan çok hassas bir sebzedir. Düşük ısıda sulanır, sıcakta da kurur.

Salatalık ve kabak

Salatalık buzdolabında yumuşar ve rengi koyulaşır. Ayrıca zaman geçtikçe yüzeyi yapışkan bir hal alır. Kabak buzdolabında saklandığında yumuşar ve küfle kaplanır.

Avokado

Buzdolabına konulan avokado nemini kaybeder. Bu nedenle avokadoları bir meyve kabında oda sıcaklığında saklamak en doğrusu olacaktır.

Bal

Soğuk ve nem, balın kristalleşmesinin hızını artırır. Buzdolabında saklanan bal tadını ve faydalarını kaybedebilir. Eğer satın aldığınız bal doğalsa oda sıcaklığında, karanlık bir yerde, ağzı kapalı bir şekilde sonsuza dek bozulmadan saklayabilirsiniz.

Ekmek

Bazı insanlar ekmeği buzdolabında saklamanın taze tutmak için en iyi yol olduğunu düşünürler. Ancak bu doğru değildir. Birkaç gün içinde tüketecekseniz ekmeği buzdolabında saklamanıza gerek yok. Çünkü düşük ısı ekmeğin yapısını değiştirir ve tadının kaybolmasına sebep olur. Ayrıca buzdolabında bekletilen ekmek kısa sürede nemlenir ve küflenir. Unlu mamüller kağıt poşetlerde oda sıcaklığında muhafaza edilmeli. Ekmeği de cam veya paslanmaz çelikten yapılmış kutularda saklayabilirsiniz.

                                              Zeytinyağı


Zeytinyağını 12 - 16 °C'de saklamalısınız. Buzdolabı zeytinyağı saklamak için uygun değildir.

Kahve

Kahve buzdolabında tutulmaz çünkü diğer yiyeceklerin kokuları kahveye siner ve bu da kahvenin tadını kaybetmesine neden olur. Kahveyi serin ve karanlık bir yerde saklayın. Eğer buzdolabında tutarsanız kahvenin tüm yapısı değişir, içerisindeki yağ kaybolur. Yağ, kahvenin kokusundan sorumludur. Düşük ısıda saklanan kahvenin kokusu ve tadı yok olur.

Yeşil fasulye

Yeşil fasulyeyi buzdolabına koymak faydalarını kaybetmesine neden olur. Taze fasulyeleri dondurabilir ve bu sayede yıl boyunca lezzetini kaybetmeden tüketebilirsiniz.

Muz

Buzdolabına konulan muzların rengi siyaha döner. Muz 14-15 derece sıcaklıkta olgunlaşır. Bu nedenle yeşile dönük muz satın aldıysanız onları buzdolabında saklamayın. Oda sıcaklığında olgunlaştırın. Olgunlaşmış muzlar da buzdolabında saklanmamalı çünkü muzun soğukta dış yüzeyi kararır.

Yumurta

Ünlü şef James Martin katıldığı bir TV programında yumurtaları asla buzdolabına koymayın dedi. Yumurta kabuklarının gözenekli olduğunu, buzdolabındaki tüm tatları emeceğini, bundan dolayı da lezzetlerinin değişebileceğini anlattı. Bu yüzden yumurtaları buzdolabında değil kuru ve serin bir yerde saklamanın en iyisi olduğunu söyledi.

Bitki bazlı beslenmenin faydaları

Asgari düzeyde işlenmiş, hayvansal maddeler içermeyen gıda türleri –sebzeler, meyveler, tam tahıllılar, bakliyatlar, kabuklu yemişler, tohumlar, baharatlar ve yağlar –sağlık açısından çeşitli faydalarla ilişkilendiriliyorlar. Amerikan Kalp Birliği (AHA) tarafından yakın zamanda yayınlanan iki farklı araştırma ise etsiz yemekleri keyifle tüketmeye teşvik sağlayacak yepyeni kanıtlar sunuyor.

İşte size beslenme düzeninize biraz vejetaryen, vegan, Akdeniz ya da bitki bazlı ürünler eklemeyi düşündürecek 4 sebep:

Kalp hastalıkları riskini düşürürler

Şu anda bitki bazlı bir hayat tarzını benimsemek demek, kalbinizin ileriki yıllarda sağlıkla atması demek olabilir. Journal of the American Heart Association dergisinde yayınlanan bir çalışma kapsamında 18-30 yaşlar arasında 4946 yetişkin katılımcının beslenme alışkanlıkları 32 yıllık bir süreç boyunca gözlendi. Katılımcılardan beslenme düzenlerini detaylı bir şekilde rapor etmeleri istendi ve bu raporlarda bahsi geçen besin türleri uzmanlar tarafından ölçüldü. Faydalı besinlere (meyveler, sebzeler, bakliyatlar, kabuklu yemişler ve tam tahıllılar) yüksek puanlar verilirken, zararlı olarak kategorize edilen gıdalara (çok yağlı kırmızı etler, kızarmış yiyecekler, tuzlu atıştırmalıklar, hamur işleri ve meşrubatlar) düşük puanlar verildi.

Genetik, sigara kullanımı, egzersiz alışkanlıkları gibi risk faktörleri de göz önünde bulundurulduğunda, uzun vadeli diyet skalasında %20’lik üst dilime giren katılımcılarda, otuz yıl sonra kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskinin yaklaşık %52 daha düşük olduğu görüldü. Ayrıca çalışmanın 7 ila 20. yılları arasında beslenme tercihlerini değiştirmeye karar veren yetişkinlerin ileride kardiyovasküler hastalıklara yakalanma risklerinin, zararlı gıda türleri ile beslenmeyi sürdüren katılımcılara kıyasla %61 daha düşük olduğu ortaya kondu.

Diyabet uzmanı Erin Palinski-Wade, daha fazla bitki bazlı beslenmenin kaydiyovasküler sağlığı olumlu anlamda etkilemesi beni şaşırtmadı diyor. Çünkü bitki odaklı bir beslenme düzeni, yalnızca iltihaplanmayı tetikleyen doymuş yağlardan uzak durmanın sağlanması değil, aynı zamanda da antioksidan ve lif tüketiminin de artması anlamına geliyor.

Antioksidanlar açıdan zengin bir beslenme düzeni, kronik hastalıkların baş tetikleyicisi olan inflamasyonun hafiflemesine yardımcı oluyor. Ayrıca lif açısından zengin beslenmek, bağırsak sağlığı üzerinde de olumlu etkiler bırakıyor, ki bu durum gelecekte kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskini düşürüyor.

Kolesterolün düşürülmesine yardımcı olurlar

AHA tarafından yürütülen ikinci bir çalışma kapsamında ise kalp hastalığı olmayan, 50 ila 79 yaşları arasında, menopoz sonrası dönemde bulunan 123.330 kadın katılımcıyla çalışıldı. Katılımcılar 15 yıllık bir süreç içinde beslenme ile ilgili anketler doldurdular ve bu anketler uzmanlar tarafından Portfolio Diyetine ne kadar bağlı kalındığına göre değerlendirildiler.


Portfolio diyeti kolesterolü düşürdüğü bilinen gıdalardan, örneğin soya, fasulye, tofu gibi bitki proteinleri ve yulaf, arpa, bamya, patlıcan, elma, dut gibi çözünebilir liflerden oluşuyor.

Journal of the American Heart Association dergisinde yayınlanan sonuçlara göre, Portfolio Diyetine bağlı kalan kadınlarda kalp yetmezliği riski %17, koroner kalp hastalığı riski %14, herhangi bir kardiyovasküler hastalığa yakalanma riski ise %11 oranında düşüyor.

Çalışma kapsamında doza tepki aldığımızı gördük; yani bu demek oluyor ki küçük adımlarla başlayıp beslenme düzeninize her seferinde Portfolio Diyetinden birer öğe ekleyebilir, zaman geçtikçe ve daha fazla eklemeler yaptıkça kalp sağlığınızın iyileşmesine yardımcı olabilirsiniz diyor Toronto Üniversitesi’nden Andrea J. Glenn.

Beyniniz genç kalabilir

Geçen ay, Amerikan Nöroloji Akademisi, minimal düzeyde bitki bazlı, renkli besinlerin bile – çilek, böğürtlen, portakal vs. de dahil –bilişsel zayıflama riskini %20 oranında düşürebildiğini açıkladı.

Bu besinlerde bulunan belirli flavonoid türleri sayesinde (bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan etkilere sahip bileşenler), bilişsel zayıflamanın, daha çok kiraz, yabanmersini gibi kırmızı, mor ve mavi besinlerden tüketenlerde %24, daha çok turuncu ve sarı meyve-sebzeler tüketenlerde ise %38 oranında düştüğü görüldü – bilişsel yaşın 3-4 yıl daha genç kalması anlamına geliyor bu.

Çalışmada en iyi sonuçları alan katılımcılar, günde en az yarım porsiyon olmak üzere, portakal suyu, portakal, biber, kereviz, greyfurt, greyfurt suyu, elma, armut gibi besinlerden tükettiler.

Bu beslenme düzenine başlamak için asla geç değil; çünkü çalışmada, bahsi geçen bu koruyucu ilişki, 20 yıldır flavonoidlerle beslenenlerde de, bu maddeyi beslenme düzenlerine yakın zamanda ekleyenlerde de görüldü.

Kan şekeri düzeyinizi ve dolayısıyla ruh halinizi de iyileştirirler

İngiltere’den araştırmacılar, bitki temelli bir diyete bağlı yaşamanın etkilerini inceleyen 11 klinik deneyden (her biri yaklaşık 23 hafta sürmüş) elde edilmiş verileri derlediler. MJ Open Diabetes Research & Care dergisinde yayınlanan bulgulara göre, bitki temelli, hatta vegan temelli beslenme rutinleri, tip 2 diyabet hastaları açısından hem fiziksel hem de psikolojik faydalar getiriyor.

Örneğin minimum düzeyde ya da hiç hayvansal ürün tüketmeyen katılımcılarda açlık kan şekeri seviyelerinin hızla düştüğü, depresyon semptomlarının ise kayda değer şekilde iyileştiği görüldü.

Palinski-Wade bu verilerin mantıklı olduğunu söylüyor. Kan glükoz seviyesi yükseldiğinde, bitki bazlı bir diyet bağırsak sağlığını iyileştirebilir. Sebep ise soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz, muz gibi bitki kökenli besinlerde, sindirim sistemimizde yaşayan dost canlısı bakterilerin besin kaynağı rolündeki prebiyotik liflerden bolca bulunması.

Bu bileşenlerin metabolizmasından salınan yararlı kısa zincir yağ asitleri inflamasyonu azaltır, insülin hassasiyetine iyi gelir ve dolayısıyla kan şekerini düzenler.

Ve kan şekeri dalgalanmalarının önüne geçmek, nihayetinde duygularınızı da kontrol altına almanızı sağlıyor. Kan şekerinin düzenlenmesi ve bağırsak sağlığı ruh hali üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olduğundan, kan glükozunu dengeleyen bir beslenme düzeni ruh halinde iyileşmeleri de beraberinde getirecektir.