kış dönemi %2 lik bordo bulamacı 2defa atılabılır. yapraklar fare kulağı diye tabır ettıgımız doneme geldiğinde m-22,daha sonra 15 gün sonra 2 ilaç m-22, ve meyveler bilye buyuklugune geldiğinde iklim kosulları yağışlı gıderse 3, ilaç yapılmak suretıyle hastalık önlenir..
DAP Gübre Ne Zaman Ve Nasıl Kullanılır? 18-46-0
DAP Gübre Nedir? Ne İşe Yarar? 18-46-0
DAP gübre (Diamonyum Fosfat), bitkilere azot ve fosfor sağlayan, kristal formda ve granül halinde bulunan bir gübredir. Genellikle tarım sektöründe yaygın olarak kullanılan DAP, bitkilerin temel besin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılır. Türkiye’de tarım alanlarının geniş bir yelpazede olduğu düşünüldüğünde, DAP gübresinin kullanımı da çeşitli tarım ürünlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Tahıl, mısır, pamuk, sebze ve meyve gibi birçok ürünün yetiştirilmesinde kullanılır. DAP gübresi, bitkilerin başlangıç dönemlerinde kök sistemlerini güçlendirmeye, çimlenmeyi teşvik etmeye ve bitki sağlığını artırmaya yardımcı olur.
DAP Gübre Nedir?
Ülkemizde DAP gübresi, tarım sektöründe yaygın bir şekilde kullanılan fosforlu bir gübre türüdür. İçeriğinde %18 azot ve %46 fosfor pentoksit bulunduran DAP, özellikle bitki büyümesinin başlangıç dönemlerinde tercih edilir. Azot, bitkilerin genel büyümesi, yeşillik oluşumu ve protein sentezi için önemli bir besindir. Fosfor ise kök gelişimi, çiçeklenme ve meyve oluşturmadaki kritik rollerinden dolayı önemlidir.
dap gübre
DAP Gübrenin Faydaları Nelerdir?
Tarım sektöründe birçok avantaj sunan bu gübrenin kullanımının sağladığı faydalar şu şekildedir;
İçeriğindeki yüksek oranda fosfor sayesinde bitkilerin sağlıklı ve dengeli bir şekilde büyümesine katkıda bulunur. Fosfor, bitkilerin kök gelişimi, çiçeklenme ve meyve oluşturmadaki temel süreçlerde kritik bir rol oynar.
DAP, bitkilerin kök sistemlerini güçlendirir, tohum çimlenmesini teşvik eder ve bitkilerin dayanıklılığını artırabilir.
DAP gübresi, granüler formu sayesinde depolama, taşıma ve uygulama kolaylığı sağlar.
Fosfor, bitkilerin enerji transferi, fotosentez ve genetik materyal oluşumu gibi temel biyokimyasal süreçlerde önemli bir rol oynar.
Özellikle fosfor ihtiyacı yüksek olan topraklarda tercih edilir ve bu topraklarda bitki besin maddelerini dengeleyerek verimliliği artırır.
Bu avantajlar göz önüne alındığında, DAP gübresi, tarım uygulamalarında bitki sağlığını ve verimliliği artırmak amacıyla yaygın olarak kullanılan etkili bir gübre çeşididir.
DAP Gübre Hangi Bitkilerde Kullanılır?
Bu gübre, fosfor içeriği yüksek olduğu için birçok bitki türünde kullanılır. Bitkilerin kök gelişimi, çiçeklenme ve meyve oluşturması gibi süreçlerde fosforu sağlamak amacıyla tercih edilir. DAP gübresinin kullanılabileceği bazı bitki türleri şu şekildedir:
Tahıllar: Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıl türlerinin, özellikle kök gelişimi ve başak oluşturması için yeterli fosfora ihtiyaçları vardır.
Mısır: Büyüme döneminde yüksek fosfor talep eder. DAP gübresi, mısırın kök sistemini güçlendirmeye ve verimliliği artırmaya yardımcı olur.
Pamuk: Çiçeklenme ve meyve oluşturma dönemlerinde fazla fosfora ihtiyaç duyar.
Sebzeler: Özellikle kök sebzeleri (havuç, soğan, patates) ve meyve veren sebzelerde (biber, domates) kullanılabilir. Bu sebzelerin gelişim aşamalarında fosfor önemlidir.
Meyve Ağaçları: Elma, armut ve şeftali gibi meyve ağaçları, çiçeklenme ve meyve oluşturma dönemlerinde DAP gübresinden sağlanan fosforla desteklenerek daha sağlıklı ve verimli bir şekilde büyür.
Bağlar ve Meyve Bahçeleri: Üzüm bağları, çilek tarlaları ve diğer meyve bahçeleri, DAP gübresinden faydalanabilir.
Bu bitki türleri sadece örnek olarak verilmiştir. DAP gübresi, toprak analizi sonuçlarına, bitkinin büyüme dönemine ve ihtiyaçlarına göre doğru dozlarda ve zamanlamada kullanılmalıdı
dap-gubresi-
DAP Gübre Ne Zaman Ve Nasıl Kullanılır?
Gübrenin doğru zaman ve doğru miktarlarda kullanılması, bitki gelişimine önemli katkı sağlar. Doğru zamanda yapılan gübreleme, bitki ihtiyaçlarını karşılayarak verimliliği artırırken, yanlış zamanda yapılan uygulamalar ise gübre israfına neden olur. DAP gübresi, tohum ekerken veya fide dikiminde kullanıldığında en etkili sonuçları verir. Ekim veya dikim sırasında doğru derinlikte uygulanan gübre, bitki kökleri tarafından optimum şekilde alınır. Dolayısıyla, verim artışına da katkı sağlar. Genelde tahıllarda ekim döneminde kullanılır. meyve yetiştiriciliğinde ise şubat ve mart aylarında kullanılır. Bostan yapımında ilkbahar dönemleri öne çıkar.
DAP Gübre Dekara Ne Kadar Atılır?
Gübrenin miktarı, ekin türüne ve toprak analizi sonuçlarına bağlı olarak belirlenir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayınları, toprak analizi neticesinde elde edilen fosfor ihtiyacına göre gübre miktarını belirleme konusunda bilgi sağlar. Örneğin, toprak analizi sonucunda belirlenen 6.6 kilogram fosfor ihtiyacı, dekar başına kullanılacak DAP 18-46-0 miktarını belirler. Bu sayede gübreleme, bitki ihtiyaçlarına uygun ve verimli bir şekilde gerçekleştirilebilir.
Azotlu Gübre
Azotlu Gübre Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Bitkiler, türe göre değişmekle birlikte ihtiyaçları olan azotu temel olarak 3 şekilde alır.
Toplam ihtiyacın:
- % 5 ve daha azını amin (nh2) formunda
- % 20'sini amonyum (nh4) formunda
- % 75'ini ise nitrat (NO3) formunda alırlar.
(Rakamlar bitkiye göre değişiklik gösterebilir)
Bu azot formlarından nitrat, herhangi bir işleme gerek kalmadan, bitki tarafından doğrudan alınabilir formdur diyebiliriz. Bu bakımdan nitrat azotu, lokantadan söylenmiş (köfte ya da lahmacun benzeri) hazır bir yemeğe benzetilebilir. Hemen yenebilir ama uzun süre beklemez. Bozulma riski vardır. (yıkanma kaybına uğrayabilir)
Amonyum azotu da bitki tarafından doğrudan alınabilir ama az. İhtiyaç olan azotun %20-30 kadarı bu formda alınır. Kalan kısmının nitrifikasyon bakterileri tarafından işleme tabi tutularak (doğrudan alınan) nitrat formuna dönüştürülmesi gerekir. Bu bakımdan amonyum azotunu, kasaptan aldığımız ete benzetebiliriz. Uygun şartlarda bozulmadan bekleyebilirler ama doğrudan yenmezler. Yenebilmeleri için pişirilmeleri (yani nitrat formuma dönüştürülmeleri) gerekir. (Çok zorda kalınırsa, patatesin çiğ yenmesi gibi çiğ olarak da alınabilir ama gerçekten işe yaraması İçin pişirilerek yemek yapılmaları gerekir)
Amid formu ise üre gübresinin içinde bulunan azot formudur ve bu form diğerlerinden biraz farklı. İnsan gıdası olarak düşünürsek ahırdaki dana ya da yaş sebze gibidir diyebiliriz. Önce amonyuma (Ete), ardından da nitrata (köfteye) dönüştürülmelidir. Böylece bitki tarafından doğrudan alınabilecek hale gelirler. Ancak amid formlu azotun amonyuma dönüşmesi (dananın kesime gitmesi) gerekir. Bu da ancak yağmur İle olur.
Amonyumun nitrattan en önemli farkı, topraktaki kil minerallerine tutunabilmesi (buzlukta saklanabilmesi) ve işlem görme (pişirilme) ihtiyacıdır diyebiliriz. Bu nedenle özellikle kil bakımından fakir, kumsal arazilerde, amonyum'un tutunabileceği kil mineralleri azdır. Bu tip topraklarda azot amonyum formunda dahi olsa çok uzun süre bekleyemez. İşte bu nedenle bu tip arazilerde üst gübreleme tek değil 2-3, hatta 4 seferde yapılmalıdır. Aksi halde hem yıkanma ve buharlaşmaya bağlı azot kayıpları, hem de bitkilerde yanma görülebilir. Bunun tersi olarak killi, kepir, taban arazilerde gübreleme sayısı azaltılalabilir ancak kumsal arazilerde gübreleme mümkün mertebe az miktarlarda ve çok sayıda yapılmalıdır.
Örneğin: şubatta 20 kg üre + Nisan'da 20 kg nitrat yerine 1'er ay ara ile (ocak) 10 üre + (şubat) 10 kg üre + (mart) 10 kg Amonyum nitrat + (Nisan) 10 kg Amonyum Nitrat şeklindeki gübreleme, çok ama çok daha iyi sonuç verir kumsal arazilerde. Bu şekilde, yani çok seferde gübreleme yapmanın bir diğer avantajı da risk dağılıma neden olmasıdır.
Şöyle düşünün : Tüm üst gübreyi tek seferde atıyorsunuz. Farz edelim 30 kg. Oldu ki gübre saçma kovasının ayarı kaçtı, sola fazla, sağa az attı. Olay orada bitti. Bir daha tarlaya girmeyeceğiniz için alaca bulaca bir tarlanız oldu. Hayırlı olsun. Yada gübreyi attınız. Meteoroloji yağmur diyordu ama hava sıyırdı. Yağmadı. Gitti canım gübre. Ancak çok seferde gübreleme yaptığınızda bu riskleri de bertaraf edersiniz. Misal ikinci gübrede kovanın sol tarafını biraz açar, gübreyi her yana dengelersiniz. Yada ilkinde yağmuru kaçırsanız bile ikinci bir şansınız olur.
Bunları neden anlattık?
'Azotlu' gübrelerdeki kayıp durumuna giriş yapmak için : Üreyi ele alalım. Ürenin içerisindeki azotun tamamının 'amid' formunda olduğundan, ihtiyacın en fazla %5'lik kısımının bu formda alındığından kalanını almanilmesi için amonyuma dönüşmesi gerektiğinden bahsettik. İşte bu yüzden tarlaya üre attığınıza, atar atmaz küçük bi değişim olur. Enzimatik bir değişim olan ve 36-48 saat çivarında süren bu değişim amid azotunun alınmasıdır. Doyum tamamlandığında bu değişim devam etmez ve durur. Asıl gelişme 13-15 gün sonra kendini gösterir. 13-15 gün sonra dönüşen amonyum azotu alınmaya başlar ve gelişim bu noktadan sonra sürekli devam eder.
Peki bu amid azotu, amonyuma ne zaman döner.
Cevap: yağmur yağdığı zaman.
Yağmur yağana kadar yine dönüşür ama amonyuma değil, "amonyumun kötü kardeşi" olan "özgür kız amonyak"a dönüşür. Amonyak, azotun bitki açısından işe yaramaz bir formudur ve bu forma dönüşen azot, havaya karışarak atmosferde kaybolur. Bitkiler ardından öylece bakar. Buharlaşma ile azot kaybı denilen olay işte tam olarak budur. Bu yetmezmiş gibi azot, amonyum formunda iken de toprak yüzeyinde kayba uğramaya devam eder. Ta ki nitrata dönüşene kadar. Keza nitratta uçma/buharlaşma çok azdır. Nitrat kolay yıkanır ancak buharlaşmaz.
Bu azot ilişkilerini bilimsel kaynaklardan okuduğunuzda nitrifikasyon, denitrifikasyon gibi kavramlar kullanılır. Kafa karışıklığı olmaması için terminolojiye girmemeye çalıştım. Çok kabaca da olsa olayın özü budur. Ama daha çok ayrıntısı var.
Peki üre gübresini tarlaya attık. Ne kadar azot kaybımız olur?
- Üre atıldı. 12 saat içinde yağmur yağdı. Kayıp: %4-7
- Üre atıldı. 24 saat sıcak ve yağmursuz bi hava geçti. Kayıp: %12-25
- Üre atıldı. 3 gün kurak ve yağışsız bir hava geçti. Kayıp: %40-45
- Üre atıldı. 15 gün kurak ve yağışsız bir hava geçti. Kayıp: %74-92
Yani tarlaya 20kg üreyi attınız. Düşük bir ihtimal ama 15 gün yağmur yağmadı, üstüne adam gibi bir çiğ de düşmedi. Attığınız ürenin 17 kg'ı kaybedilmiştir diyebiliriz. O noktadan sonra attığınız üre 20 değil, sadece 3 kg ' dır. Geçmiş olsun. (Yazın üre gübresi kullanımından kaçınılması ya da ara Çapa İle toprak altına verilmesinin en önemli nedeni kayıptır. Yazın kurak şartlarında kayıp oranı çok büyük boyutlara çıkabilir. Özetle hava sıcaklığı da buharlaşma kaybı üzerinde etkilidir. Hava ısındıkça gübrenin çözülme ve bitkiler tarafından alımız hızlanır. Ancak aynı şekilde buharlaşma kaybı da hızlanır. "20-22 santigrat derecenin üzerinde sıcaklıklarda üre kayıpları afaki boyutlara ulaşır" Sır bu nedenle üreyi bu sıcaklıkların üzerinde asla "saçma" olarak kullanmayın, yazın yapacağınız uygulamalarda "toprak altına verin" der bazı otoriteler)
Not: Özellikle yazlık bitkilerde, ara çapa ya da karık ile toprak altına vereceğiniz azotlu gübrelerde (en başta ürede) öyle "3-5 cm derine atayım, üstü örtülsün yeter" mantığı işlemez. İdeal gömme derinliği 10 cm ve üzeridir. Çünkü bu derinliğe ulaşamadığınız sürece buharlaşma kaybı devam ediyor. Bu nedenle ara çapada verilecek gübre için "ne ka derin, o ka iyi" desek yanlış olmaz. Kayıplar toprak yapısına, gece düşen çiğe göre değişiklik gösterir ama genel kayıp oranları bu civardadır. Buradan ne kadar kaybın olduğunu kaba taslak hesaplayabilirsiniz.
ÖNEMLİ:
Bu nedenle üre gübresi için (sular seller götürmeyecek şekilde) ne kadar çok yağış alırsak o kadar iyidir. Ürede istenmeyen asıl şey, üre atıldıktan 25-30 gün sonra, yani gübrenin pik döneminde iken arka arkaya gelen kuvvetli yağışlardır. Bu güçlü yağışlar, nitrata dönüşmüş olan, hazır ve işe yarar azotu yıkayacağı için istenmez.
Diğer üst gübrelerde de kayıplar mevcuttur. Ama durumları biraz daha farklıdır. Mesela 21 ' lik amonyum sülfatta yıkanma kaybı çok ama çok az olur, buharlaşma ise fazla. Kalsiyum nitratta ise buharlaşma kaybı olmaz, lakin yıkanma kaybı çok fazla. Burda ana unsur, su miktarıdır. Çünkü gübreler üretilirken su dengesine göre üretilirler. Ve genel denge şu şekildedir: Buharlaşma kaybı çok olan azotlu gübrede yıkanma kaybı az olur. Yıkanma kaybı çok olan azotlu gübrede de buharlaşma kaybı az olur. Ama genel olarak bakımınızda, toprağa azot vermenin en iyi yolu 'amonyum nitrat' gübresidir.
Neden?
AN gübrelerinin içerisindeki azotun yarısı nitrat, kalan yarısı amonyum formundadır. Bunun anlamı şudur: 'Hangi koşul olursa olsun, atılan gübrenin en az yarısı bitkiye kazandırılır.'
Çünkü:
- 1-) yağmur yağmaz, hava çok kurak ise nitrat azotu (uçmadığı için) kayıpsız, yada çok az kayıp ile bitkiye kazandırılır.
- 2-) çok yağmur yağar ise nitrat yıkanır, lakin bu durumda da amonyum azotu bitkiye kazandırılır.
Her şartta bitki azotun yarısını alır. Amonyum nitrat gübresinin tek kötü yanı, amonyum ' un kullanılması esnasında duyulan yüksek enerji ihtiyacıdır. Aslında bu, sadece nitrat içerenler hariç tüm azotlu gübrelerin en büyük sorunudur. Bitkinin bu enerjiyi karşılayabilmesi için ciddi miktarda su ve karbonhidrata ihtiyaç duyar ve bunları karşılayamadığı durumlarda doğrudan strese girer.
( Kurak şartlarda verilen yüksek azot sonucu karşılaştığımız ve halk arasında "gübre yakması" denilen şey tam olarak budur )
Peki amonyum nitrat gübresi için en ideal yağış şekli nedir?
Amonyum Nitrat en kolay eriyen gübre olduğu için çok bir yağışa ihtiyacı yoktur. Erimesini sağlayacak ama nitratı yıkamayacak kadar, (takriben toprağa 3-4 parmak işleyecek kadar) bir yağış yeterldir. Tabi ki bu yağışın miktarını bizim ayarlayabilme imkanımız yok. Lakin sulama yapcak olan arkadaşların işine yarayabilir bu bilgiler. Ayrıca gübreyi atma zamanını ayarlarken meteorolojinin yağış tahminlerini de göz önüne alma açısından yönlendirici olur bu bilgiler.
Örneğin 3 gün sürecek çok kuvvetli bir yağış söz konusu. 'Aman yağmuru kaçırmayalım' deyip nitratı atmak, aşırı bir yıkanmaya maruz kalacağından düşündüğünüz sonucu vermeyebilir. Onun yerine bir süre daha bekleyip daha hafif bir yağış öncesi atmak, alacağınız faydayı artırır.
Gübre, su, bitki ilişkisi :
Hangi üst gübre olursa olsun, gübrenin işe yaraması, faydalı olabilmesi için 'su şarttır'. Ister yaptak gübrelemesi olsun, ister üst gübreleme. Durum değişmez. Çünkü bitkiler bu gübreyi sadece su vasıtası ile alabiliyorlar. Mantık en basit hali ile şu: Gübre atılır. Yağış yada sulama ise su verilir. Gübre bu suda erir. Bitkinin kök bölgesine inen, içerisinde erimiş gübre bulunan bu su, kökler tarafından alınır. Önemli ayrıntı: gübre kökler topraktan sadece su ile alınır. Eğer su yoksa, toprağa istediğiniz kadar gübreli atın, nafile. Su yoksa, alınamaz.
Not: Bu tüm gübreler için geçerlidir. Hani fosfor için sık sık kullanılan "yarayışsız forma dönüşme" hikayesi de aynı terane. Burada asıl gerçekleşen şey aslında forforun "suda eriyemez bir forma" dönüşmesidir. Suda eriyemiyorsa bitki alamıyor. Bu kadar da basit. Yapraklarda bulunan stomalar da (gözenekler de) aynı şekilde çalışırlar. Verilen gübre su vasıtası ile buralardan alınır.
Son konu: sıcaklık
Üre İle Verilen amid formundaki azotun, bitki tarafından alabileceği formlara, yani 'amonyum ve nitrat'a dönüşmesi gerekli dedik.
Peki bu nasıl olur?
Toprakta bu işi yapan küçük bir ordumuz bulunur. Bunlara genel olarak 'nitrifikasyon bakterileri' denir. Bunlar hem biz, hem de bitki için için çok kıymetli dostlardır. Yalnız bu küçük işçi dostlarımız biraz keyiflerine düşkündürler. Soğukta ve aşırı nemli ortamlarda çalışmayı sevmezler. Sendikaları da iyi çalışır. Bu nedenle olmazsa olmaz, tüm doğaya kabul ettirdikleri 4 şartları vardır:
- 1-) 10 derece ve üstü yoprak sıcaklığı (bu konuda biraz esnek olabiliyorlar. bazı şartlarda 5-6 dereceye kadar eyvallah dedikleri görülmüştür)
- 2-) İçerisinde %25 hava ve %25 su olan bulgur gibi tavlı bir toprak
- 3-) Organik madde ('siz gübre vermediğimizde biz açlıktan ölecek miyiz kardeşim! Toprakta organik madde olsun ki, suni gübre olmadığında da çarkı döndürebilelim' derler. Haklılar da)
- 4-) Uygun (ideali 7 ama 6-8 arası gideri olan bir) ph
Yani bu 4 şart oluştuğunuzda bunlar çalışmaya başlar ve bitkinin ihtiyacı olan nitrat azotunu tıkır tıkır üretirler. Eğer bu şartlar tam olarak sağlanmamışsa, adam gibi çalışmazlar ve siz isterseniz 100 kg üre atın, nafile. Bitki sadece bunların ürettiği kadarını alabilir. Geri kalan azot buharlaşma ve yıkanmaya zayi olur gider. Bu nitrifikasyon bakteriler hemen her toprakta bulunur. Sayıları doğrudan bitkinin gelişimi ve verim için hayati öneme sahiptir. Aka yapılan araştırmalarda ortaya çıkan net bir sonuç var: 'Toprakta organik madde ne kadar çoksa, o kadar çok nitrifikasyon bakterisi bulunur'
Çünkü siz hiç gübre vermeseniz bile, mevcut organik madde sayesinde yaşamaya, üremeye ve çalışmaya devam ederler. Size muhtariyetleri kalmaz. Organik madde azaldığında da tam tersi şekilde sayıları düşer. Olay tek kelime ile bolluk ve yokluk olayıdır. Ve işin ilginç yanı, bu olay organik maddenin faydalarından sadece biri. Bundan çok daha çeşitli ve önemli faydaları vardır organik maddenin.
İşte bu yüzden kaliteli bir toprakta aranan 'ilk' öncelik organik maddedir. Siz istediğiniz kadar besleme yapın, istediğiniz kadar gübre kullanın, nafile. Hiç birisi organik maddenin eksikliğini kapatamaz. Ancak taşıma su ile değirmen döndürmüş olursunuz.
Özetle:
Azot gübre "sağlıklı şekilde verildikten sonra" olması beklenen en ideal şartlar:
- Havanın düzenli +10c olduğu (ideali +15-25)
- Topraktaki havanın muhafaza edildiği
- Takriben 5-7 günde bir orta hafif bir yağışın alındığı
'Bir yağışlı, bir güneşli ama düzenli olarak sıcak' olduğu iklim koşullarıdır.
Peki mahsulden çıkan sapı bağlatmayıp kıyıcı ile kıydırsanız organik madde miktarı artar mı?
Artar.
Biçerdöverlerde bulunan ve bi dünya para verilen sap kiyicililarin bulunma/icat edilme nedeni bizzat budur. Normal durumda, yani doğada yetişen bitkiler, ömürlerini tamamladıklarında olduğu gibi yine topraga karışırlar. Bitkiler esas olarak hava ve su ile beslendiklerinden bu durum, o topragın organik madde miktarının sürekli olarak artmasını saglar. Bu şekilde mevcut toprağın verimi artmakla kalmaz. 'dogrudan topragın kendisi' oluşur. Yani zaten toprak bu sekilde ortaya çıkmıştır.
Özetle sadece taneyi alıp sapı ona bıraksak, toprak kendisini yine bir nebze toparlayacak. Ama insanoğlunun cennetten kovulmasına neden olmuş, bir türlü doyurulamayan meşhur ve müthiş bi aç gözlülüğü var: 'hepsini almak' gibi..
1800 ' lu yıllarda, bir bilim adamı ilginç bı deney yapar.
Büyükçe bir saksı alıp içerisine '90kg' toprak koyar. Ardından o saksıya bir adet söğüt fidanı diker. Fidana dışarıdan sadece su vererek buyumesini izler.
5 yılin sonunda, fidanı saksıdan söker. Sonuclar şöyledir:
Fidan, kökleri ile birlikte tam tamına 76 kg olmuştur. Asıl ilgin sonuc ise toprağı tarttiginda ortaya çıkar:
5 yılın sonunda topraktan sadece 0,06 kg (yani 60 gram) eksilmistir.
Lakin ayrıntılı incelendiğinde, topraktaki organik madde ve besinlerin ciddi sekilde azaldığı görülür.
Alıntı ; https://www.sorhocam.com/konu.asp?sid=3713&azotlu-gubre-kullaniminda-dikkat-edilmesi-gerekenler-nelerdir.html
CEVİZ FİDANI BAKIM TAKVİMİ
CEVİZ FİDANI DİKİMİ VE YILLIK BAKIMI
KASIM
· Öncelikle alınan ceviz fidanlarının aşılı, ismine doğru ve kaliteli (kök yapısının gelişmiş, çaplı) olmasına dikkat edilmelidir.
· Fidanın dikileceği çukurlar 60×60 cm ebatında olmalı, üst toprak ve 2-3 kürek yanmış hayvan gübresi karışımıyla çukur yarıya kadar doldurulmalıdır. Yanmış hayvan gübresi: toprağın fidanın kökünü sıkmaması ve kışın fidanı sıcak tutması, yazın ise nemli ve serin tutması açısından fidan için çok önemlidir. Ancak yanmış hayvan gübresi bulunamaz ise kimyasal kök gübreleri kullanılmalıdır. Bu gübreler ise 20-20 veya 18-46 (DAP) dır ve 150-200 gram çukurun dibine atılarak kullanılmalıdır.
· Ceviz fidanın kök budaması yapılıp (uzun köklerin bir kısmı alınır), aşı yeri topraktan 5 cm yukarıda kalacak şekilde fidan çukura konup, kök kısmına tavlı toprak konup, en üstüne ise diğer çıkan toprak ile doldurulur, 5 litre kadar can suyu verilir.
· Arazi rüzgar alıyor ise fidanlar hereke ile bağlanır.
ARALIK
· Ceviz fidanı uyku halinde olduğu için herhangi bir bakıma ihtiyacı yoktur. Dikim yine kasım ayı içerisinde tarif ettiğimiz gibi bu ayda da yapılabilir.
OCAK
· Ceviz fidanı uyku halinde olduğu için herhangi bir bakıma ihtiyacı yoktur. Dikim yine kasım ayı içerisinde tarif ettiğimiz gibi bu ayda da yapılabilir.
ŞUBAT
· Yeni dikilmiş ceviz fidanlarının 40 cm den tepe budaması yapılır.
· Önceden dikilmiş ceviz fidanlarına % 2 lik bordo bulamacı uygulanır.
· Bordo Bulamacının Hazırlanışı: Bordo bulamacı göztaşı (Bakır Sülfat %98) ve kireç kullanarak hazırlanan bir
karışımdır.% 2lik bordo bulamacı şu şekilde hazırlanır:
2 kg göztaşı 50 lt suda eritilir. Daha sonra göztaşı miktarının yarısı kadar yani 1 kg sönmemiş kireç az miktar suda eritilir. Eritilen kireç ise süzülerek 50 litre su ile karıştırılır. Daha sonra elde edilen iki karışım 100 litrelik bir kaba aktarılarak birleştirilir ve böylece açık mavi bir bulamaç meydana gelir.
· Yine fidan dikimine devam edilebilir.
MART
· Mart ayında ceviz fidanı bakımına çok dikkat edilmelidir.
· Kış boyunca yağan yağmur ve kar suları toprağı teper, bunun sonucunda oluşan sert tabaka mart sonuna kadar el çapası yöntemiyle kırılmalıdır. Bu sayede fidan kökünde birikmiş suların buharlaşması, fidan kökünün nefes alması ve çalışması sağlanmış olur. Ayrıca bu sayede sulama zamanına kadar yağan yağmurların toprak tarafından daha iyi emilmesi sağlanır.
· Şubat ayında yapılamayan tepe budaması 40 cm den yapılır.
· Fidan dikimine devam edilebilir.
NİSAN
· Aşı noktasının altı sık sık kontrol edilerek, çıkan yabani sürgünler kesilir.
· İlk günleri hariç açık köklü ceviz fidanı dikimi önerilmez ancak tüplü fidan dikimine devam edilebilir.
MAYIS
· Ceviz ağaçların gelişmesi için mayıs ayının başında ve mayıs ortasında olmak üzere, fidanların birinci yaşından başlayarak ağacın her yaşı için 100 gram/ağaç hesabıyla amonyum nitrat veya amonyum sülfat gübrelerinden verilir.
· Mayıs ayının 15 inden itibaren sulamaya başlanır. Toprak yapısı ve iklime göre su miktarı ve zaman aralığı değişir.
· Ceviz fidanlarında kara leke görülmüş ise % 1 lik bordo bulamacı veya hazır bakır kullanılır.
· % 1 lik bordo bulamacı şu şekilde hazırlanır:
1 kg göztaşı 50 lt suda eritilir. Daha sonra göztaşı miktarının yarısı kadar yani 0,5 kg sönmemiş kireç az miktar suda eritilir. Eritilen kireç ise süzülerek 50 litre su ile karıştırılır. Daha sonra elde edilen iki karışım 100 litrelik bir kaba aktarılarak birleştirilir ve böylece açık mavi bir bulamaç meydana gelir.
· Yaprak zararlıları görülmüş ise insektisit grubu ilaçlar uygulanır.
· Fidan çevresi otlanmış ise el çapası yöntemiyle çapalama yapılır. Bu sayede fidanın kökünün rahat çalışması sağlanmış olur.
· Tüplü ceviz fidanı dikimine devam edilebilir.
HAZİRAN
· Ağaçların gelişmesi için haziran ayının başında ve haziran ortasında olmak üzere, fidanların birinci yaşından başlayarak ağacın her yaşı için 100 gram/ağaç hesabıyla amonyum nitrat veya amonyum sülfat gübrelerinden verilir.
· Sulamaya devam edilir. Toprak yapısı ve iklime göre su miktarı ve zaman aralığı değişir.
· Yine yaprak zararlıları görülmüş ise insektisit grubu ilaçlar uygulanır.
· Fidan çevresi otlanmış ise el çapası yöntemiyle çapalama yapılır. Bu sayede fidanın kökünün rahat çalışması sağlanmış olur.
· Tüplü ceviz fidanı dikimine devam edilebilir.
TEMMUZ
· Sulamaya devam edilir.
· Tüplü ceviz fidanı dikimine devam edilebilir. Ancak bu ayda fidanlar çok bakım istediği için çok fazla tavsiye etmiyoruz.
AĞUSTOS
· Ağustos ayının 15 inden itibaren sulama azaltılarak ceviz fidanının kışa hazırlanması sağlanmış olur.
· Tüplü fidan dikimine devam edilebilir. Ancak bu ayda fidanlar çok bakım istediği için çok fazla tavsiye etmiyoruz.
EYLÜL
· Bu ayda sulama yapılmaz ancak mevsim çok kurak geçiyor ise fidanın gövdesini koruyacağı kadar az miktarda su verilmelidir.
· Ceviz ağacının meyve hasadı yapılır.
· Tüplü fidan dikimine devam edilebilir.
EKİM
· Ceviz fidanlarından dökülen yapraklar toplanarak yakılır.
· Fidanın kuru dalları alınarak hafif budama yapılır.
· Tüplü ceviz fidanı dikimine devam edilebilir.
DİĞER YILLARDA DA CEVİZ FİDANININ BAKIMI ÇOK FARKLILIK GÖSTERMEZ. ANCAK BUDAMA ŞEKLİ AĞACIN BÜYÜKLÜĞÜNE VE DİKİM SIKLIĞINA GÖRE FARKLILIK GÖSTERİR. BUDAMA KONUSUNDA GENEL OLARAK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DALLARIN GÜNEŞ GÖRMESİNİ SAĞLAMAK VE İÇ İÇE GEÇMESİNİ ÖNLEMEKTİR.
Tarımda Kükürt Kullanımı
- Tarımda Kükürt Kullanımı, Miktarı ve Süresi ; Toprak pH'nın normal sınırlar içerisinde uzun süreli kalmasını sağlamak için kükürt ile uygulama yapılır.
Kükürt Uygulaması ; Toprak sıcaklığının 5-6 derece ve üzerinde olması sonucu hızlandırır. Isıtılmayan seralarda yaz aylarında uygulama yapılması gerekir. Isıtılan seralarda ise her mevsim uygulama yapılabilir. Kükürdün bitkiye zararlı bir etkisi yoktur. Toprakta parçalanma sürecinde veya uygulama dönemlerinde karantina uygulamasına gerek yoktur. Kükürt uygulama sonrasında hemen yetiştiriciliğe geçilebilir. Hatta çok gerekli ise; bitkiler toprakta yetişirken dahi kükürt uygulaması yapılabilir. Bu uygulama aynı zamanda topraktaki mantarı ve bakteriyel bitki hastalıklarının önlenmesi içinde faydalıdır. Kükürt uygulaması sırasında, toprakta yeteri kadar nem bulunmalıdır. Nemi az topraklar önce sulanmalı, sonra toprak tava geldiğinde kükürt uygulanmalıdır. Bitkide görülen iz element noksanlıkları çoğunlukla yüksek pH`dan dolayı görülmektedir. pH`ta ki bir birimlik düşüşün iz element alınımını 100 kat arttırdığı unutulmamalıdır. Toprağa kükürt uygulandığında pH düşmekte, fosfor ve diğer iz elementlerin alınımı kolaylaşmakta, yüksek pH' ta görülen çözünmez bileşik oluşumu azalmakta, toprağın fiziksel yapısı düzelmekte, penetrasyon (su geçirgenliği) artmakta, toprak daha yumuşak bir yapı kazanmaktadır. Toprağın pH değerini düşürmekle toprakta yarayışsız formda olan besin elementlerinin yarayışlı hale geldiği, bununda bir nevi gübreleme etkisi ortaya çıkardığı görülmüştür. - Toprağa Uygulanma Şekli ;Toz kükürt atılım zamanları mevsim geçişlerinde olması gerekir.aşırı soğuk havalarda yapılan atılımın sonuçsuz kalabilir.!!!!
Toprağın pH değerini azaltmak için toprağa verilecek kükürt miktarı aşağıda verilmiştir. Bitkinin kılcal kökleri toprağın 20 cm 'den başlayarak 60 cm 'ye kadar yoğun bir şekilde bulunur. Bitkinin kökü ise toprak yapısına bağlı olarak 1,5-2,0 m ye kadar iner. Bu nedenle toprakta pH değerinin 20-30 cm'lik toprak tabakasında düşürülmesi gerekmektedir. Tarlaya serpme olarak verilecek kükürdün kolay uygulanabilmesi açısından tarla toprağı ile karıştırılmalı ve daha sonra serpme veya bant (çizi) halinde verilmelidir. Kükürdün ilk gübre ile birlikte verilmesinde bir sakınca yoktur. Toprağa verilen kükürt toprak sıcaklığına, topraktaki kükürt bakterisi miktarına ve toprak rutubetine bağlı olarak birkaç aylık bir zaman içerisinde toprağın pH değerinin azalmasına sebep olur. pH değeri istenilen seviyeye indirilmiş toprağa kaç sene sonra kükürt uygulaması yapılması gerektiği sulamada kullanılan sulama suyu kalite özelliklerine ve topraktaki biyolojik aktiviteye bağlıdır.
Bitkideki Görevleri ;
1. Yüksek pH'lı topraklarda pH'ı düşürmek için kullanılır.
2. Kendisi tek başına bile iyi bir mikrop öldürücü ve mantar yok edici etki gösterir.
3. Kireci kırar.
4. Tuzluluğu önler.
5. Besin elementidir.
6. Protein sentezi için gerekli bazı aminoasitlerin yapısında bulunur.
7. Bitkinin hastalıklara karşı direncini artırır.
8. Enerji, hormon ve bazı enzimlerin sentezinde yer alır. - Bitkilerin kükürt ihtiyacı fosfor ile hemen hemen aynı miktardadır. Ancak pek kükürt gübrelemesi yapılmaz. Kükürt genelde toprak pH'sını düşürmek ve toprak yapısını düzeltmek için verilmektedir. Türkiye topraklarının büyük oranında pH' nın yüksek, bazı bölgelerde ise çok yüksek olduğu düşünülecek olursa. Toprak hazırlığı sırasında elementel kükürdün verilmesinin çok önemli olduğu görülecektir. Çünkü topraklarımızda iz element miktarları genelde yeterli seviyededir.
Noksanlık Belirtileri ;
1. Bitkiler kükürde fosfor kadar ihtiyaç duyarlar.
2. Kükürt noksanlığı azot noksanlığına oldukça benzeyen belirtiler gösterir. Azot noksanlığı ile kükürt noksanlığını ayıran taraf, kükürt noksanlığının azotun tersine, genç yapraklarda görülmesidir.
3. Yapraklar dökülür ve tomurcuk ölür.
4. Protein sentezi düşer, verim kaybı artar. Uzun ömürlü ve çok büyük boylu ağaç yapısına sahip olması nedeniyle kazık kökleri 2.5-3 m kadar derinliğe inebilmektedir. Hafif bünyeli, milli tın, kumlu tın ve tın bünyeye sahip allüvial ve derin yapılı toprakları sever. Taban suyunun yüksek olmaması gerekir. Suyu ve yağışı seven bitki olması sebebi ile toprağın su tutma kapasitesi iyi olmalıdır. Organik maddece zengin, az kireçli ve toprağın Ph değeri hafif asit ve nötr (6.0-7.5) karekterde olmalıdır. Çok kireçli ve yüksek Ph değerli (8’den fazla) topraklarda tesis edilen ceviz bahçelerinde ağaçların genç yapraklarında genellikle demir ve çinko noksanlığı görülür.
Ceviz bahçesinde Toprak analiz sonuçlarına göre toprak Ph değeri 8’in üzerinde ise fidan dikim çukurları açılmadan tüm alana elementel toz kükürt uygulamak suretiyle toprak Ph değerinin 7.5 veya biraz daha aşağısına (7.0) indirilmesi, topraktaki ve toprağa verilen besin elementlerinin yarayışlılığı bakımından önemlidir.
Toprağa uygulanacak toz kükürt, iyi yanmış hayvan gübresi ile (besi hayvanı ve tavuk gübresi ile keçi gübresi hariç) karıştırılarak uygulanırsa etkisi daha iyi ve daha kısa sürede görülür. Uygun kükürt toprağın mümkünse 20-30 cm derinliğine aynı gün karıştırılmalıdır. Bu yapılmaz ise fidan dikim çukurlarına bir yemek kaşığı uygulama yapılmalıdır. Kükürt uygulamasının toprak içinde kükürt bakterilerinin enzimatik reaksiyonu sonucunda toprakta oluşan hidrojen (H)+ iyonu toprak Ph değerini azaltır (hidrojen iyonu topraktan bitki tarafından alınmaz). Toprakta meydana gelen sülfat (SO4) ise bitki besini olarak kükürdün topraktan alınış formudur. Bir kısmı bitki tarafından alınır, bir kısmı ise (-) elektrik yüküne sahip olduğu için toprağın derinliklerine doğru yıkanır.
Toprağa uygulanacak element kükürt miktarı, toprağın bünyesine (hafif-orta-ağır) ve PH değeri azaltılacak toprak derinliğine göre değişmektedir. Derin kök yapısına sahip ceviz ağaçları için toprağın PH değerini bir birim azaltmak (örnek olarak 8.5 PH’yı 7.5’e düşürmek) için hafif bünyeli (milli tın- kumlu tın) topraklar için dekara 70-80 kg, orta bünyeli (tın-killitın) topraklar için ise dekara 90-100 kg uygulamak gerekir. Kükürt uygulaması fidan dikiminden sonra, sulama suyunun kalitesine bağlı olarak gerekirse 8-10 yılda bir tekrarlanabilir.
Toprak analiz sonuçlarına göre ve ceviz ağaçları hafif bünyeli allüvial topraklarda iyi geliştiği için topraklar genellikle potasyum, magnezyum, fosfor bakımından fakirdir. Fosfor ve potasyum ihtiva eden gübreler yağış ve sulama suyu ile fazla derinlere inmediği ve toprakta yetersiz oldukları için, fidanlar verime yatıncaya kadar (çeşitlere göre 3-7 yıl) ihtiyacını karşılamak ve topraktaki besin elementlerini dengeye getirmek için tesis gübrelemesi tabloda verilen miktarlarda tüm alana (fidan dikiminden önce) uygulanır. Ülkemiz toprakları genellikle çinko bakımından noksan olduğu için tesis gübrelemesinde çinkolu gübre kullanılmalıdır. Bu yapılmaz ise fidan dikim çukurlarına gübre verilmelidir. Tesisi gübrelemesinde bir dekara verilecek gübre miktarlarına Tabloda yer verilmiştir.

Geniş aralıklarla dikimi yapılan ceviz bahçesinin tüm alanında tesis gübrelemesi yapılamaz ise 60×60 cm derinlik ve genişlikte açılan dikim çukurlarının dip kısmına konulacak toprağa fidan başına bir su bardağı kadar (125-150 g) Triple Süper Fosfat veya DAP, aynı miktarda Potasyum Sülfat, bir fincan (50-60 g) Magnezyum Sülfat ve bir tatlı kaşığı (2-3 g) çinko sülfat karıştırılır ve bu gübreli toprağın üzerine fidan dikimi yapılır. Fidan dikimleri yapıldıktan sonra sulama yöntemlerine göre (çanak-damla) fidanlar verim çağına gelinceye kadar fidan gübreleme programı uygulanır.
Kaynak : Toros Tarım
Buzdolabına ne konmaz?
Bazı meyveler hemen buzdolabına konmalıdır, bazısı karanlıkta beklemeli bazısı da oda sıcaklığında tutulmalıdır.Tazeliklerini korumak için yiyeceklerin çoğunu buzdolabında saklamaya alışkınız.
Ancak her besini buzdolabında saklamak doğru değil. Kayısı, armut, avokado, muz, kivi, kavun, nektarin, şeftali, hurma, ananas, erik, ayva oda sıcaklığında bırakılırsa olgunlaşmaya devam eder. Tamamen olgunlaştıklarında buzdolabında saklanabilirler. (muzların kabukları kararsa da meyve bozulmaz)
Ekmeği, yeşil fasulyeyi, kahveyi buzdolabında saklıyorsanız hata yapıyorsunuz! Doğru saklanmayan yiyecekler çok kısa bir süre sonra çöpe gider. Çabuk bozulan, küflenen, tazeliğini yitiren yiyecekleri korumanın yolu ise oldukça basit: Doğru yerde saklama.
Patates
Patatesleri buzdolabına koymak tadının kaçırmasına neden olur. Bu yüzden patateslerinizi buzdolabına koymak yerine serin bir yerde saklayın. Patates düşük ısıda bekletildiğinde şekere dönüşür. Bu nedenle lezzetlerini kaybederek ağızda şekerli bir tat bırakır. Ayrıca lifli yapısı kaybolunca yumuşar.
Domates
Soğuk hava olgunlaşma sürecini durdurduğundan buzdolabı, domatesler için iyi bir saklama alanı değildir. Domatesler kilerinizde veya oda sıcaklığında saklanır. Domatesleri buzdolabında sakladığınızda dokusu bozulur ve lezzetinin bir kısmını kaybeder.
Sarımsak ve soğan
Sarımsak ve kuru soğan kabukluysa oda sıcaklığında muhafaza edilmelidir. Patates, soğanların filizlenmesine neden olabilecek etilen yaydığından patateslerden ayrı saklayın. Sarımsakların ve soğanların en iyi arkadaşı, karanlıktır. Geniş, ışıksız bir alanınız mevcut değilse, hava geçişi için birkaç delik açtığınız kâğıt torbalar içerisinde saklayabilirsiniz. Bu şekilde soğan ve sarımsakları istediğiniz her yerde depolayabilir ve aynı zamanda da karanlık ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz.
Çikolata
Çikolata düşük ısıda lezzetini kaybeder. Siz de dolapta tuttuğunuzda çikolatanın üzerinde beyaz bir tabaka görmüşsünüzdür mutlaka... Ayrıca, hızlı bir şekilde kokuları emer. Bu nedenle çikolatadan dolapta muhafaza ettiğiniz başka yiyeceklerin tadını alabilirsiniz.
Patlıcan
Patlıcan soğuğa karşı oldukça hassastır. Buzdolabında saklanan patlıcan yumuşar, bu yüzden onları oda sıcaklığında tutmak daha doğrudur. Patlıcan çok hassas bir sebzedir. Düşük ısıda sulanır, sıcakta da kurur.
Salatalık ve kabak
Salatalık buzdolabında yumuşar ve rengi koyulaşır. Ayrıca zaman geçtikçe yüzeyi yapışkan bir hal alır. Kabak buzdolabında saklandığında yumuşar ve küfle kaplanır.
Avokado
Buzdolabına konulan avokado nemini kaybeder. Bu nedenle avokadoları bir meyve kabında oda sıcaklığında saklamak en doğrusu olacaktır.
Bal
Soğuk ve nem, balın kristalleşmesinin hızını artırır. Buzdolabında saklanan bal tadını ve faydalarını kaybedebilir. Eğer satın aldığınız bal doğalsa oda sıcaklığında, karanlık bir yerde, ağzı kapalı bir şekilde sonsuza dek bozulmadan saklayabilirsiniz.
Ekmek
Bazı insanlar ekmeği buzdolabında saklamanın taze tutmak için en iyi yol olduğunu düşünürler. Ancak bu doğru değildir. Birkaç gün içinde tüketecekseniz ekmeği buzdolabında saklamanıza gerek yok. Çünkü düşük ısı ekmeğin yapısını değiştirir ve tadının kaybolmasına sebep olur. Ayrıca buzdolabında bekletilen ekmek kısa sürede nemlenir ve küflenir. Unlu mamüller kağıt poşetlerde oda sıcaklığında muhafaza edilmeli. Ekmeği de cam veya paslanmaz çelikten yapılmış kutularda saklayabilirsiniz.
Zeytinyağı
Zeytinyağını 12 - 16 °C'de saklamalısınız. Buzdolabı zeytinyağı saklamak için uygun değildir.
Kahve
Kahve buzdolabında tutulmaz çünkü diğer yiyeceklerin kokuları kahveye siner ve bu da kahvenin tadını kaybetmesine neden olur. Kahveyi serin ve karanlık bir yerde saklayın. Eğer buzdolabında tutarsanız kahvenin tüm yapısı değişir, içerisindeki yağ kaybolur. Yağ, kahvenin kokusundan sorumludur. Düşük ısıda saklanan kahvenin kokusu ve tadı yok olur.
Yeşil fasulye
Yeşil fasulyeyi buzdolabına koymak faydalarını kaybetmesine neden olur. Taze fasulyeleri dondurabilir ve bu sayede yıl boyunca lezzetini kaybetmeden tüketebilirsiniz.
Muz
Buzdolabına konulan muzların rengi siyaha döner. Muz 14-15 derece sıcaklıkta olgunlaşır. Bu nedenle yeşile dönük muz satın aldıysanız onları buzdolabında saklamayın. Oda sıcaklığında olgunlaştırın. Olgunlaşmış muzlar da buzdolabında saklanmamalı çünkü muzun soğukta dış yüzeyi kararır.
Yumurta
Ünlü şef James Martin katıldığı bir TV programında yumurtaları asla buzdolabına koymayın dedi. Yumurta kabuklarının gözenekli olduğunu, buzdolabındaki tüm tatları emeceğini, bundan dolayı da lezzetlerinin değişebileceğini anlattı. Bu yüzden yumurtaları buzdolabında değil kuru ve serin bir yerde saklamanın en iyisi olduğunu söyledi.
Bitki bazlı beslenmenin faydaları
Asgari düzeyde işlenmiş, hayvansal maddeler içermeyen gıda türleri –sebzeler, meyveler, tam tahıllılar, bakliyatlar, kabuklu yemişler, tohumlar, baharatlar ve yağlar –sağlık açısından çeşitli faydalarla ilişkilendiriliyorlar. Amerikan Kalp Birliği (AHA) tarafından yakın zamanda yayınlanan iki farklı araştırma ise etsiz yemekleri keyifle tüketmeye teşvik sağlayacak yepyeni kanıtlar sunuyor.
İşte size beslenme düzeninize biraz vejetaryen, vegan, Akdeniz ya da bitki bazlı ürünler eklemeyi düşündürecek 4 sebep:
Kalp hastalıkları riskini düşürürler
Şu anda bitki bazlı bir hayat tarzını benimsemek demek, kalbinizin ileriki yıllarda sağlıkla atması demek olabilir. Journal of the American Heart Association dergisinde yayınlanan bir çalışma kapsamında 18-30 yaşlar arasında 4946 yetişkin katılımcının beslenme alışkanlıkları 32 yıllık bir süreç boyunca gözlendi. Katılımcılardan beslenme düzenlerini detaylı bir şekilde rapor etmeleri istendi ve bu raporlarda bahsi geçen besin türleri uzmanlar tarafından ölçüldü. Faydalı besinlere (meyveler, sebzeler, bakliyatlar, kabuklu yemişler ve tam tahıllılar) yüksek puanlar verilirken, zararlı olarak kategorize edilen gıdalara (çok yağlı kırmızı etler, kızarmış yiyecekler, tuzlu atıştırmalıklar, hamur işleri ve meşrubatlar) düşük puanlar verildi.
Genetik, sigara kullanımı, egzersiz alışkanlıkları gibi risk faktörleri de göz önünde bulundurulduğunda, uzun vadeli diyet skalasında %20’lik üst dilime giren katılımcılarda, otuz yıl sonra kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskinin yaklaşık %52 daha düşük olduğu görüldü. Ayrıca çalışmanın 7 ila 20. yılları arasında beslenme tercihlerini değiştirmeye karar veren yetişkinlerin ileride kardiyovasküler hastalıklara yakalanma risklerinin, zararlı gıda türleri ile beslenmeyi sürdüren katılımcılara kıyasla %61 daha düşük olduğu ortaya kondu.
Diyabet uzmanı Erin Palinski-Wade, daha fazla bitki bazlı beslenmenin kaydiyovasküler sağlığı olumlu anlamda etkilemesi beni şaşırtmadı diyor. Çünkü bitki odaklı bir beslenme düzeni, yalnızca iltihaplanmayı tetikleyen doymuş yağlardan uzak durmanın sağlanması değil, aynı zamanda da antioksidan ve lif tüketiminin de artması anlamına geliyor.
Antioksidanlar açıdan zengin bir beslenme düzeni, kronik hastalıkların baş tetikleyicisi olan inflamasyonun hafiflemesine yardımcı oluyor. Ayrıca lif açısından zengin beslenmek, bağırsak sağlığı üzerinde de olumlu etkiler bırakıyor, ki bu durum gelecekte kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskini düşürüyor.
Kolesterolün düşürülmesine yardımcı olurlar
AHA tarafından yürütülen ikinci bir çalışma kapsamında ise kalp hastalığı olmayan, 50 ila 79 yaşları arasında, menopoz sonrası dönemde bulunan 123.330 kadın katılımcıyla çalışıldı. Katılımcılar 15 yıllık bir süreç içinde beslenme ile ilgili anketler doldurdular ve bu anketler uzmanlar tarafından Portfolio Diyetine ne kadar bağlı kalındığına göre değerlendirildiler.
Portfolio diyeti kolesterolü düşürdüğü bilinen gıdalardan, örneğin soya, fasulye, tofu gibi bitki proteinleri ve yulaf, arpa, bamya, patlıcan, elma, dut gibi çözünebilir liflerden oluşuyor.
Journal of the American Heart Association dergisinde yayınlanan sonuçlara göre, Portfolio Diyetine bağlı kalan kadınlarda kalp yetmezliği riski %17, koroner kalp hastalığı riski %14, herhangi bir kardiyovasküler hastalığa yakalanma riski ise %11 oranında düşüyor.
Çalışma kapsamında doza tepki aldığımızı gördük; yani bu demek oluyor ki küçük adımlarla başlayıp beslenme düzeninize her seferinde Portfolio Diyetinden birer öğe ekleyebilir, zaman geçtikçe ve daha fazla eklemeler yaptıkça kalp sağlığınızın iyileşmesine yardımcı olabilirsiniz diyor Toronto Üniversitesi’nden Andrea J. Glenn.
Beyniniz genç kalabilir
Geçen ay, Amerikan Nöroloji Akademisi, minimal düzeyde bitki bazlı, renkli besinlerin bile – çilek, böğürtlen, portakal vs. de dahil –bilişsel zayıflama riskini %20 oranında düşürebildiğini açıkladı.
Bu besinlerde bulunan belirli flavonoid türleri sayesinde (bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan etkilere sahip bileşenler), bilişsel zayıflamanın, daha çok kiraz, yabanmersini gibi kırmızı, mor ve mavi besinlerden tüketenlerde %24, daha çok turuncu ve sarı meyve-sebzeler tüketenlerde ise %38 oranında düştüğü görüldü – bilişsel yaşın 3-4 yıl daha genç kalması anlamına geliyor bu.
Çalışmada en iyi sonuçları alan katılımcılar, günde en az yarım porsiyon olmak üzere, portakal suyu, portakal, biber, kereviz, greyfurt, greyfurt suyu, elma, armut gibi besinlerden tükettiler.
Bu beslenme düzenine başlamak için asla geç değil; çünkü çalışmada, bahsi geçen bu koruyucu ilişki, 20 yıldır flavonoidlerle beslenenlerde de, bu maddeyi beslenme düzenlerine yakın zamanda ekleyenlerde de görüldü.
Kan şekeri düzeyinizi ve dolayısıyla ruh halinizi de iyileştirirler
İngiltere’den araştırmacılar, bitki temelli bir diyete bağlı yaşamanın etkilerini inceleyen 11 klinik deneyden (her biri yaklaşık 23 hafta sürmüş) elde edilmiş verileri derlediler. MJ Open Diabetes Research & Care dergisinde yayınlanan bulgulara göre, bitki temelli, hatta vegan temelli beslenme rutinleri, tip 2 diyabet hastaları açısından hem fiziksel hem de psikolojik faydalar getiriyor.
Örneğin minimum düzeyde ya da hiç hayvansal ürün tüketmeyen katılımcılarda açlık kan şekeri seviyelerinin hızla düştüğü, depresyon semptomlarının ise kayda değer şekilde iyileştiği görüldü.
Palinski-Wade bu verilerin mantıklı olduğunu söylüyor. Kan glükoz seviyesi yükseldiğinde, bitki bazlı bir diyet bağırsak sağlığını iyileştirebilir. Sebep ise soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz, muz gibi bitki kökenli besinlerde, sindirim sistemimizde yaşayan dost canlısı bakterilerin besin kaynağı rolündeki prebiyotik liflerden bolca bulunması.
Bu bileşenlerin metabolizmasından salınan yararlı kısa zincir yağ asitleri inflamasyonu azaltır, insülin hassasiyetine iyi gelir ve dolayısıyla kan şekerini düzenler.
Ve kan şekeri dalgalanmalarının önüne geçmek, nihayetinde duygularınızı da kontrol altına almanızı sağlıyor. Kan şekerinin düzenlenmesi ve bağırsak sağlığı ruh hali üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olduğundan, kan glükozunu dengeleyen bir beslenme düzeni ruh halinde iyileşmeleri de beraberinde getirecektir.






